20 Kasım 2008, 13:41:50 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  

Reklamlar
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Devletçilik  (Okunma Sayısı 196 defa)
by_agem
SİTE YÖNETİCİSİ
*****

Karma: 19
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3124



« : 07 Ekim 2007, 00:15:37 »

DEVLETÇİLİK
Bu ilkenin anlamı, devletin iktisadî yaşama müdahalesidir. Yıllarca savaş üstüne savaş yaşamış ve aydınıyla, işçisiyle, köylüsüyle büyük kayıplar vermiş olan bir imparatorluğun enkazı üzerine kurulmuş olan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, iş yaşamının her alanında, yatırım yapıcı, üretici ve yolgösterici bir tutum içinde olması kaçınılmazdı...
 

Türkiye tarım için elverişli ve büyük bir ülke olmasına karşın, tarım işgücü bakımından yeterli olanağa sahip olmadığından, toprağın büyük bir kısmı işlenemiyordu; ulaşım araçları yoktu; yeterli uzman yoktu; endüstriden söz etmek olası değildi; temel ihtiyaç maddeleri bile ithal edilmek zorundaydı; yatırım yapacak güçte kapital sahibi insanların sayısı hemen hemen yok gibiydi; üretim konusunda yeterli bilgiye sahip yetişmiş eleman yoktu; demiryolları, limanlar, büyük kentlerin alt yapıları v.s. yabancı firmalar tarafından işletiliyordu; bu nedenler dolayısıyla da devlet kasasına giren bir gelir yoktu. Buna ek yük olarak ta Osmanlı borçlarının uzun bir süre ödenmesi gerekiyordu. Yeni devlet bu borçlar altında ezilmekteydi.

 

Durumun bu derece acı ve ciddî olduğu ve Lozan antlaşmasının henüz yapılmadığı bir tarihte, Şubat 1923‘te, Atatürk Izmir Iktisat Kongresi’ni topladı. O, bu kongrede iktisadî hedeflerin öncelikliğini  şu sözlerle dile getiriyordu: „Askerî ve siyasî zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, eğer bunlar iktisadî zaferlerle taçlandırılmazsa, yaratılan zaferler sürekli olamaz, kısa bir süre sonra söner. Bu bakımdan, en güçlü ve parlak zaferimizin sağlayacağı bayındırlık yararlarını saptayabilmek için, iktisadiyatımızın, iktisadî egemenliğimizin sağlanması, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması şarttır.“

 

Atatürk, bu anlamda varlıklı kimseleri yatırım yapmaya çağırıyordu. Ancak, o tarihte, varlıklı kimselerin sayısı yok denecek kadar azdı. Şunu da unutmamak gerekir: Halkçı bir siyaset izleyen Atatük, elbetteki meydanı sadece zengin tabakaya bırakmazdı. Yabancılardan borç almayı – ulusal onurun zedelenmemesi, bağımsızlığa gölge düşürülmemesi ve emperyalist ülkelerin tuzağına düşülmemesi için – düşünmüyordu.

Tüm bu nedenlerden dolayı, devletin  iktisadî yaşama müdahalesi kaçınılmaz oluyordu.

Izmir Iktisat Kongresi‘nde yeni devletin tez elden alması gereken önlemler şöyle sıralanıyordu: Vergi sisteminde reform, yeni kredi kurumlarının düzenlenmesi, ulaştırma sorununun çözülmesi, topraksız köylüye toprak dağıtımı, ticarî spekülasyonlara engel olunması, yeraltı kaynaklarının işletilmesi, yerli sanayiciyi gümrük vergileriyle korumaya gidilmesi, bunlara ilişkin yeni yasaların çıkarılması...

 

Izmir Iktisat Kongresinde alınan bu kararların ışığında şu önlemler alındı:

- Aşar denilen ağır vergi kaldırılarak, Atatürk’ün „Ulusun efendisi“ olarak nitelediği köylü büyük bir yükten kurtarıldı
- Kooperatifler kurularak, aracılara, spekülatörlere fırsat verilmedi
- Ziraat Bankası geliştirildi, sermayesi arttırıldı ve bu bankanın kaynaklarından çok küçük faiz karşılığı küçük krediler sağlanarak, köylüyü özendirici önlemler alındı; afetler ve benzeri nedenlerle zarara uğramış olan köylünün borçlarını erteleme gerçekleştirildi
- Ziraat okulları açılarak, tarımda bilgili ve bilinçli teknisyenler yetiştirme amaçlandı ve Ankara’da bir de „Yüksek Ziraat Enstitüsü“ kuruldu
- Karadeniz bölgesinde çay ve tütün, Akdeniz bölesinde narenciye ve pamuk yetiştirilmesi için özendirici önlemler alındı
- Hayvancılık ve ormancılığın geliştirilmesi için yeni girişimlerde bulunuldu
- Atatürk, bizzat Orman Çiftlikleri kurarak, hem çağdaş tarım araçlarını ve yöntemlerini oralarda denettirdi ve hem de bu çiftlikleri birer Tarım okulu durumuna getirdi
- 1926 yılında çıkartılan bir yasayla, endüstriyi özendirici, Türk Ticaret yasası, Gümrükler yasası çıkartılarak ta, sanayiciye yol gösterici ve onu koruyucu önlemler alındı
- Büyük bir ticaret filosunun kurulması konusunda üretim merkezlerine malî destek sağlayacak çalışmalar başlatıldı. Havacılık ve Denizcilik desteklendi ve teşvik edildi
- Etibank kurularak, Türkiye’de yeraltı kaynaklarını işletme konusunda kaynak yaratıldı
- Bazı işletmeleri devlet üstlendi. Demir yolları (Osmanlı Imparatorluğu zamanında toplam olarak 3000 km’lik bir demiryolu mevcut iken, 8 yıl içerisinde buna 2000 km’lik bir demiryolu daha eklendi.)
- T.C. Merkez Bankası kurularak, devletin finans temeli oluşturulmuş oldu
- Planlı kalkınma yöntemleri kabûl edildi.
« Son Düzenleme: 07 Ekim 2007, 00:20:55 Gönderen: by_agem » Logged

Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


Hayyam

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Olun veya Giriş Yapın
by_agem
SİTE YÖNETİCİSİ
*****

Karma: 19
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3124



« Yanıtla #1 : 07 Ekim 2007, 00:16:12 »

Ulusal ekonomiyi, sağlam temeller üzerine oturtmak amacına yönelik ekonomik devrim, Atatürkçülük'e "Devletçilik" deyimi olarak geçmiş ve Atatürk İlkeleri arasında yerini almıştır.

Cumhuriyetçilik ilkesi toplumu demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir düzende katılan toplum haline dönüştürmek istemektedir; halkçılık ilkesi tüm işleyişte halkın gerçekten etkin olmasını önermektedir; fakat bu nasıl olacaktır? Halk aslında yoksuldur, emeğiyle geçinebilmektedir; güçlüklere karşı, yönetenlere karşı nasıl olacak da gerçekten yasaların verdiği hakkını geçerli biçmde kullanabilecek, etkinlik kazanacaktır? Kalkınmanın veriminden, ulusal gelirden, yaratılan değerlerden; devlet olanaklarının kişiler ve bölgelerarası dağılımından nasıl yararlanacaktır? Bu sorular ve amaç edinilen çağdaşlaşma devletçilik ilkesini yaratmıştır.

"Bizim güttüğümüz "devletçilik" bireysel çalışma ve etkinliği esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde ulusu refaha, ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için, ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanlarda, devleti fiilen ilgilendirmektir."

Türkiye'nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. asırdan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerinden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur:
Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi; ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur. ( 1936 )


   
 
Kaynak :
1. Porf. Dr. Suna Kili , Atatürk Devrimi
2. A. Taner Kışlalı - Kemalizm Laiklik ve Demokrasi
3. A. Taner Kışlalı - Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
4. Atatürkçülük , Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri, MEGSB Yayınları. 
« Son Düzenleme: 07 Ekim 2007, 00:20:41 Gönderen: by_agem » Logged

Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


Hayyam

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Olun veya Giriş Yapın
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Favori THEME by _H.S.N.B.L.R_
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
eXTReMe Tracker